2 Eylül 2013 Pazartesi

BOŞLUK ve SANAT


   Sanat çevresiyle ilişki kuran,  etkilenen ve değişen organik bir yapıdır. Bertolth Brecht’in dediği gibi, sanat gerçeği yansıtmanın ötesinde, gerçeğe bizzat kendi şeklini veren bir çekiçse eğer; Sanatsal ürünlerin toplumla olan ilişkileri uzun ve karmaşık bir yol demektir. Bu yaklaşımla anlarız ki sanat ortaya koyduğu öz şeklini yine bulunduğu çevresinden edinmiştir. İlk bakışta sanatın ilericiliğini reddediyormuş gibi görünen bu düşünce aslında geniş bağlamda ilericiliği bağımsız münferit aksiyonlar olarak kabul etmeyip topyekûn bir hareket olduğunu ifade etmektedir. Sanatsal ürün, çok boyutlu zaman içinde, imgelemi kendine bir yol kabul ederek hareket eder. Yolculuğu sırasında, bulunduğu zaman diliminin birikimlerini, korkularını, kaygılarını, acılarını ve hazlarını kullanarak, kalıcı ve ya geçici yeni değerler kazanabilir. Yeni değerler kazanma özelliğini en çokta nesnelerin algı üzerindeki etikleri, nesneyle ilişki kuran birey tarafındaki faktörler nedeniyle değişiklik sergilemesinden dolayı görsel sanatlarda gözlemleriz.

   Van Kalesinin 6 km. güneyinde, Tilki tepe höyüğünde, prehistorik dönemden kalma bir mağara oyması, bir Selçuklu komutanı için; tehlikeleri haber veren ilahi bir işaret anlamına gelirken, turla gezmeye gelmiş bir turist için çağlar öncesinin romantizmi hakkında bilgi veren bir oyma sanatıdır. Höyük içinde en çok dikkat çeken bölümler resimlerin ve oymaların olduğu yerlerin aksine, çıkarılmış ve silinmiş bölümlerin olduğu boş yerledir. 

   Sanatın uzun ve karmaşık yolculuğunun dönemlerinden birisi olan ‘boşluk’, yirminci asırda tanımlanmasından sonra yeniden fark edilmiştir. İlerleyen dönem içinde boşluğun kendisi bir sanat eseri olarak kabul görmüş ve pozitif anlamları hatırlanmış yenileri eklenmiştir.
Sanat eseri olarak boşluğunda toplumla ilişkisi, boşluğu anlama ve adlandırma çalışmaları içinden her geçen gün yeni değerler kazanmaktadır. Sanat eserlerinin uzun ve karmaşık yolu içinde boşluk bir yolculuk dönemi midir yoksa kendisi de bir eser midir sorusunun cevabı sanatla ilişki kuran bireyin dönemi ve birikimine göre değişebilir. Bu günü merkez kabul ettiğimiz bir anlamlandırma dairesi içinden boşluk bir sanat eserdir.

   Varlık kavramı ve nesne insan ilişkileri bebeklik döneminin 8. ay civarlarında başlar. Bebekler gördükleri ve alıştıkları nesneleri takip ederler ve arama eğilimine girerler. Diğer bir yandan nesnelerin fiziksel varlığına olan alışkanlık duyarsızlığa yol açar. Nesne kaybolduğunda nesneyi arama ve ya varlığını devam ettirme eğilimi insanın bebeklik döneminde başlar ve devam eder. Yaşadığımız sokakta bir bina, yıkıldığında ortaya çıkan boşluk binanın varlığına alışmış insanları tedirgin eder. Varlığı devam ettirmeye çalışmak ve hayal kurmak ortak bir eğilimdir. Sanat eseri olarak kabul ettiğimiz boşluğun etkisi, yerle olan ilişkisindeki nesne sürekliliği eğilimiyle sınırlı değildir tabi ki. Ancak duygusal tetik açsından nesnel devamlılık isteği boşluğun kendi başına bir sanat eseri olma yolculuğunun başı kabul edilebilir.

   Çalınınca Mona Lisa tablosundan artakalan boşluk sosyolojik ve psikolojik açıdan tetik olmuştur. Örneğin;  Daha önce tabloyu fark etmemiş insanlar merak tetiği ile yeniden duyarlılık kazanıp çalınan tablonun aslı olduğu yeri görmeye başlamışladır.  Kendilerinin fark etmediği ama çalınacak kadar değerli olan nedir sorusu müzede tablonun duvardaki izini bir sanat eserine dönüştürmüştür? Duvardaki boşluk, ziyaretçilerin ve olayı duyanların hayal dünyalarında kurguları tetiklemiştir.

   Bu aşama bir sanat eseri olarak boşluk üretilir mi yoksa var olan boşluk dönüştürülerek kullanılır mı sorusu ilk defa 12.yy da sorulmaya başlanmıştır. Boşluğu bir sanat eseri olarak üretebilmek için bir nesnenin varlığını sonlandırmak yahut yerini değiştirmenin dışında başka yöntemlerde denenmiştir. Özellikle gerçeküstü sanat akımında leke dengesi içinde anormal karışıklıklar veya üç boyutlu olarak kurgulanmış doluluklar içinde devamlılığa ters boşluklarda yaratılmıştır. Bu sayede zıttı ile var olan nesnelere dikkat çekilmiş daha yakından izlenmeleri sağlanmıştır. Edward Hopper 1961 yılında bir konferansta ‘Resimle ilgili bildiklerimi ve baskı altına alan şoven öğretileri unutabilip yeniden başlayacak olsaydım sadece boşluğu çizmeye çalışırdım. Çünkü ideoloji gibi dar bir açıdan evreni anlamaya ve adlandırmaya çalışma aptallıklarıyla kurulmuş sanat kuleleri ancak boşlukla yıkılabilir’ derken boşluğu bir tavır olarak ele alması ve tek başına bir pozitif varlık kabul etmesi Avrupa sanatının dikkatini boşluğa vermesine sebep olmuştur. Sıkışık ve zor akan araç trafiğinin genel resminde bir arabalık boş yerin göründüğü fotoğraf karesi bu anlamda sanat eseri gibi değerlendirilirken az önce çektirdiğimiz dişimizin ağzımızda oluşturduğu boşluk sanat olarak kabul edilemez.

   Boşluğu önemsemek hatta sanat eserine konu etmenin ötesine geçip bizzat eserin kendisi haline getirme arayışları 20. yy kaşıdığı bir sanatsal problem gibi görünse de aslında ilk defa 12.yy da İşrakiler tarafından da ele alınmıştır. Endülüslü İbn-i Tüfeyl o dönemde bakış ve algıyla var edilme düşüncesine karşı reddiye yapmak için boşluğu işaret etmiş ‘boşluk yokluk değil bizatihi varlığın kendisi, hatta estetiğin nihai halidir. Öyle ise sen var etme aşkıyla bakıp boşluğu nasıl halk edeceksin’ demiştir.

   Sanat ve İnsan ilişkisinde çağlar boyu devam eden yolculukta kat edilen mesafe bu günden bakıldığında üçüncü merhalesini tamamlamış dördüncü mertebesini aramaya başlamıştır artık. Birinci olarak Sanatı, sanatçısına göre değerlendiren ilkel sanat algısı bir süre sonra, sanatçıyı devre dışı bırakıp yalnızca sanatla ilgilenen ikinci aşamaya geçmiştir. Nihayet gelinen üçüncü aşama ile hem sanatçıyı hem de sanat eserini bir kenara bırakıp sadece sanatla ilişkisi olan insanı ve onun algısını değerlendirme yoluna gitmiştir. Artık dördüncü mertebesini aramaya başlayan sanat yolculuğu, en yakın ihtimalle Boşluğu mekan edecek gibi görünmektedir. Bir sanat eseri için olmasaydı ortaya nasıl bir boşluk çıkardı sorusunun kendisi bir sanat eseri olmasa bile bu sorunun cevabını vermeye çalışan üretimlerin sanat olacağı kesindir. Bu meyanda boşluk tek başına pozitif bir değer ifade eden sanatsal bir üründür ve her varlık kendisi içinde bulunduğu boşluk üzere var eder önermesi ispatlanmak üzere gök kubbeye salıverilebilir. İnsanlık mekan ve zamanın kısıtlayıcı lığından kurtulmayı başarabilecekse eğer, bu boşluğun doğru tanımlaması ile olacak ve şüphesiz bunu başlatan sanat olacaktır.

Erem Şentürk / Ağustos 2013

İlk yayın Deve Dergisi / Ağustos 2013