11 Aralık 2013 Çarşamba

ADLİYE KORİDORU BEDDUALARI

Ne Dershaneymiş arkadaş!

Son zamanlarda muhafazakârı, cemaati olanı olmayanı, sağcısı solcusu, Avrupalısı hatta etliye sütlüye dokunmayanı bile ne dershaneymiş arkadaş diyor. Üçüncü şahıstan bakınca, dini değerlere saygılı bir iktidara yine İslami referansları olan bir gruptan eşi benzeri görülmemiş bir atak gelmesi Türkiye’nin yapısı hakkında ciddi ipuçları veriyor aslında.
Ailem, camideki hacı abilerim, tecrübeli gazeteci dostlarım hülasa çevremin büyük bir kısmı her fırsatta sıklıkla ‘‘aman ha sakın bu topa girme’’ diye uyarılarına yeni yeni alışmışken gizlenmiş numaradan bir telefon geldi. Tanımadığım orta yaşlı bir beyefendi Gayet kibar bir üslupla önce Selamun Aleyküm dedi ve hal hatır sordu. Ardından İslam’ın son kalesi dershaneler başlıklı yazımda hoşlanmadığı kendi kelimesiyle ‘‘çok üzüldüğü’’ ayrıntıları söyleyip birebir şöyle şu cümleyle beni ‘‘uyardı’’.

-Biz sana beddua edersek, bedduamız adliye koridorlarında yankılanır!

İyi düşünülmüş çarpıcı ‘‘uyarı’’ dan sonra bu yazıyı yazmaya karar verdim. Şahsımın tehdit edilmesini ciddiye bile almıyorum. Birinci sebebi, cemaati tedirgin edecek çapta biri olmadığımın farkındayım, cemaatte farkında. Üstelik tehdit edilmeye müsait bir yapıda olmadığımı bilirler. Diğer bir yandan, bırak kaybedecek bir serveti, bir evim ve arabam bile yok. Benim ehliyetim yok mesela yani bir araba bile alma hevesim hiç olmadı. İhalelerim kritik sözleşmelerim, aksayacak bir işim yahut gerileyecek bir kariyerim de yok. Kredi borçlarım, vergi borçlarım, ev taksitim bekleyen davalarım, senetlerim, kasetlerim vs. derken herhangi bir köşeye sıkışmışlığım da yok.  Dolayısıyla benim gibi ‘baldırı çıplak’ bir adamı toplamda 4 gömleğinin üçünü elinden almayla tehdit etmek işe yaramaz. En fazla planlı ve altyapısı hazırlanmış bir iftirayla hapse girerim, bu da bana birikmiş kitapları okuma fırsatı ve tekâmül yolculuğunda Yusufiye izi kazandırır.

-Sakin olmanın bir yolunu bulmalıyız, çizgi altı istihbarat paketlerinin servis edildiği ‘taşıyıcı’ haspaların dışarı çıkartıldığı ve gerçek muhatapların alış verişe başladığı bir ortam için dua etmeliyiz derken gelen bu tehditle anladım ki bir miktar daha konuşmalıyız.

Uzun yıllardır statükonun bileşeni olan hizmet hareketinin güçlünün yanında olma geleneği vardır. Bu gelenekle AK Parti yakınlığını ‘salih omuz’ olarak okumamız belki de Müslümanların basiretsizliği iyi ihtimalle saflığı olabilir mi? Kendi adıma söylüyorum ben artık bu hatayı bir daha yapmayacağım.Askeriyede, Polis teşkilatında, Yargıda, Bürokraside, Mit ve diğer hassas kurumlarda hatta en önemli insanların yardımcısı yahut danışmanı olarak bürokraside ve yüksek öğretimde büyük bir ağımız var diyecekler herkesi korkutacaklar sonra da siyasal bir hareket değiliz hizmet için varız diyecekler. Bu çelişkiyi artık bu sadır taşımıyor.  

Tam bu noktada kritik bir parantez açmalıyız. Evlerde namaz kılan, ümmet için dua eden, İslam aleminde zamanın en naif evlatları hizmet erleriyle ile 267 kişilik yönetim kadrosunu ve onların emrindeki bin civarında Truva atını iyi ayırmamız gerekiyor. Tavsiyemdir, kimya bozmak ve psikolojilerini alt üst etmek istiyorsanız basit cümle bir kurmanız yeterli.

‘’Sizden korkmuyorum. Artık sizden kimse korkmuyor.’’

Bu bile tek başına sadece bir siyasal partinin değil de bütün ülkenin neyle karşı karşıya olduğunun açık göstergesidir aslında. İnsanlar İslami bir hizmet hareketinden korkuyorlar. Evet korkuyorlar. Tehdit eden gazetecileri var, peygamberin kıblesinden başlayıp sahabeye kadar sövebilen abileri var. Kasetini çıkartırız, belgeleri sızdırırız, bizim savcılara sizi aldırırız, emniyetteki adamlarımız sizi rahat bırakmaz gibi savrulan tehditler var. Sadece bu resme bakınca görüyoruz ki tedbir alınmakta geç kalınmış bile olabilir.

Daha derine inmeliyiz, köklerimizi her yere salmalıyız, biri çivi yetecek yere beş çivi, beş çivi yetecek yere on çivi çakmalıyız. Bağrımızda barınan kuşların, gölgemizdeki insanların hatırına daha da derinleşmeliyiz (Herkül/Fetullah Gülen 17 Kasım) diyor Hoca Efendi. Derin devlet yani kurtulmaya çalıştığımız, bütün Anadolu’nun iliğini kemiğini emen paralel devlet tarifini yapıyor.  Sonrada paralel devlete müsaade edilmez tepkilerine Gayretullaha dokunuyorsunuz diye hiç mesnedi ve şeri zemini olmayan hezeyanla kaşı çıkılıyor. Bu tezgâhı da bozarız Allah’ın izniyle. Gayretullaha dokunma, günaha girme, çarpılırsın, lanetimiz üzerine gelir diye teolojik bir faşizm almış başını gidiyor.

Bu dini argümanlarla sürekli Müslümanları köşeye sıkıştıran bu abilere bakınca da başka bir resim görüyoruz ama. Papanın eli öpülür, Hıristiyanlar cennete alınır, FBI dan tam izin alınır, 28 şubatta göstermelik bir iki ifadenin dışında Müslümanlara karşı açılmış savaşta er meydanının etrafından dolaşılır sonra mağdur Müslümanlar. Hoca Efendinin idamla yargılanma tiyatrosunu Yargıtay’ın bozmayı on saniyede onamasından anlamıyorsak Salih Mirzabeyoğlu’na, Yakup Köse’ye bakarak gerçek yargılamayla tiyatroyu mutlaka fark ederiz. ABD özerk kamu okulu niteliğindeki "charter" olma izni alacaklar 27 milyar dolarlık fondan beslenecekler. Nedense hep ya İngiliz sömürgesi yahut Amerika’nın atadığı başkanların ülkesinde hızla yükselecek sonrada Allah Rızası için İslami hareket diyecekler. Bunu da yutmuyorum artık. Korkudan mı, fitneden imtina edildiğinden mi bilinmez ama hiç konuşamadık bunları.
Ezandan Muhammed adı kaldırılarak diyalog çalışmaları yapılacak, ilmi siyaset pozlarıyla Vatikan’a selam verilecek, İslam’ın kuralları hakkında bunlar da çok sertmiş kardeşim diyerek kıvam ayarlarına cüret edilecek. İsrail’e saygın otorite olarak selam durulacak, Mavi Marmara’ya dil uzatılacak hepsinin sonunda abartılı ve ezber tevazu kalıplarıyla Afrikalıya  yamyam, Mısırlıya vahşi, Suriyeliye terörist ama biz İslami hareket değiliz insani hareketiz. İşte burası her hangi bir Müslümanı çileden çıkarmaya yeterde artar bile aslında.

Dershaneme dokunma yakarım diye kendi devletine savaş ilan etmiş gazete ve televizyon kanallarından, sosyal medyadan ağır bombardıman yapılınca, ne dershaneymiş arkadaş diye geçiriyor insan aklından. Haziranda dünyadan adam toplayıp Anadolu’yu dövmeye kalktılar olmadı. Şimdide işlerine her gelen münafığı baş tacı edip saldırmaya devam ediyorlar. Nurettin Vereni ciddiye almayı bilmiyor muydum ben? ODTÜ saldırılarında o örtülü kardeşlerimin öğrenci olmadığını orada hizmetin yurt pazarlaması yapıldığını asıl kavganın buradan çıktığını bilmiyor muydum ben? Sessiz kalmadım. İtidal çağrıları yapıp yarı tebessümlü biraz puslu bakışlarla kavga etmeyin demedim, aslan gibi o kardeşlerimizin yanında durdum. Yine dururum.

Sonuçlandırmadan önce bir ayrıntıyı sizinle paylaşmama müsaade edin. Kanal Türk ‘te vizyona girecek yerli komedi filminin tanıtımı yapılırken TV izleyen vatandaş yanımda arkadaşlarıyla konuşuyor.

- Bu filmde hükümete sataşma vardır kesin Fetullah Hoca bunların reklamını yaptığına göre.

Filmde hiç öyle bir şey yok aslında. Zaten kanal da Hoca Efendinin değil. Bu ayrıntıdan anlıyoruz ki, vatandaş için Hoca Efendi artık siyasi bir figürdür. Allah rızasıyla hizmet eden büyük abiler değil iktidardan pay isteyen ve her türlü ayak oyunu yapan iktidara talip siyasi bir organizasyondur. Bu açığa düşmenin yıpranmışlığı geri dönüşü olmayan bir yola sokmuştur hizmeti. Bu yıpranma tedavi edilemez.

Peki iktidara talip olmanın ne sakıncası var? Hiçbir sakıncası yok, ayıp değil, günah değil. Bunu sinsice, bir yerlere adam yerleştirerek, içerden ele geçirmeye çalışarak yapmak ayıp. Eûzü billahi mineşşeytani vessiyase deyip daha derine inmeliyiz diye gizliden gizliye çalışmak ayıp. Üzerlerinde gömlek her ne ise onu çıkartıp siyaset gömleğini giyene kadar hizmetin üst kadrosu, normalleşen Türkiye de vesayet kurmaya çalışan derin bir organizasyon olacaktır benim gözümde. Ben oy verdiğim hükümetten buna yönelik siyasi ve güvenlik tedbirleri talep ediyorum. Devletin bütünlüğü ve istikrarı korunmalıdır. Gençler, aileler sabırla uyarılmalı ve yarı askeri yapıya karşı ümmeti Muhammedîn gözü açılmalıdır. Kasetlerimiz var, belgelerimiz var diye devleti tehdit eden kişileri yarım ağız inkar etme ile bu işlerden temize çıkılmaz. Devlet tehdit edilemez. Devleti tehdit eden her kim olursa olsun ibreti alem için bunun hesabını vermelidir.


‘’Sizden korkmuyorum. Çünkü artık sizden kimse korkmuyor.’’


9 yorum:

Pabuc dedi ki...

Şantajın da bu derece edebi sanatlısını duyduk ya ! Doğruyu söyleyenler 9 köyden şantaj almayı da göze alanlardır zaten...

Kaleminize kuvvet...

Yunus Öztop dedi ki...

Abicim merhaba seni severek izliyor ve takip ediyorum.yorumlarin cok guzel ve isabetli kalemine diline saglik. Ben adanada esnafim geçenlerde bir musterim geldi çocuğunu cemaatin dershanesine yazdirmis.
Fakat hemen gazeteye abone edip bir yıllık ücretinde pesin istemisler.hernekadar durumum yok bari birkaç defada vereyim dediysede kabul etmemisler.
Şimdi soruyorum bu bir sektör ve nemalanma değilde nedir

Yunus Öztop dedi ki...

Abicim merhaba seni severek izliyor ve takip ediyorum.yorumlarin cok guzel ve isabetli kalemine diline saglik. Ben adanada esnafim geçenlerde bir musterim geldi çocuğunu cemaatin dershanesine yazdirmis.
Fakat hemen gazeteye abone edip bir yıllık ücretinde pesin istemisler.hernekadar durumum yok bari birkaç defada vereyim dediysede kabul etmemisler.
Şimdi soruyorum bu bir sektör ve nemalanma değilde nedir

Abdullah dedi ki...

Erdem Bey Selamlar,
Sizi telefonda tehdit eden kisi suc islemistir, ve sizin yapmaniz gereken bunu savciliga bildirerek suc duyurusunda bulunmaktir. Bunu yapan bulunarak cezalandirilmalidir.

Fakat, siz tehdit eden kisinin cemaat'ten olduguna coktan hukmetmissiniz ve ona gore bir yazi yazmissaniz. Peki tehdit eden kisi gercekte Cemaatle hic ilgili degilse, ve Cemaat bu tur kirli isler yapiyor algisi olusturmak isteyen kotu niyetli biri ise? Gercek sucluyu bulmadan bundan nasil bu kadar emin olabilirsiniz?

Saygilar

parpali08 dedi ki...

Beddua birisine isabet eder hatalıysa kendisine döner

hhgmlmz dedi ki...

Dikkatle okunulması gereken bir yazı.

hhgmlmz dedi ki...

Dikkatle okunulması gereken bir yazı.

Halil ERDEM dedi ki...

Harika bir yazı Teşekkürler

İbrahim Kuş dedi ki...

Erem abi,ben Turgay abiyi severek izliyorum. Eskiden 3 gün yayın yapıyordu sonra Salı-Cumartesi şimdi Pazartesi-Cuma. Şimdi cuma günleri banttan yayın yapıyor tadı eskisi değil ama :) çarşamba günleri gelmeye başladığından beri seninde her yayınını takip ediyorum. Yüreğine sağlık abi.

Ben Üstad'dan bir şiirle yorumlamak istiyorum yazını;

Kapıya ne icra memuru gelir,
Ne Birinci Şube sivil polisi…
İçerde kimine kuş tüyü sedir;
Yüz üstü toprağa düşer kimisi…

Bir musikî orda zaman ve mekân…
Yıldız dolu feza küçük camekân…
İmkân atomunu çatlatan imkân…
Bir hiç ki, içinde heplerin hepsi…

Üstad Necip Fazıl Kısakürek ~ 1978